17 Haziran 2011 Cuma

Noam Chomsky

O biiiir Rus asıllı Amerikan...
O biiiiir dil bilimci....
O biiiiir entelektüel...
O biiiiir politikacı...
O biiiiir yazar...

  Neredeyse 90 yıl yaşayınca bu kadar şey olunabiliyomuş demek ki (yemin ederim hesap makinesiyle hesapladım) Ben bu amcayla Innatist Theory'si sayesinde tanıştım. Şimdi size Türkçe'sini bulmaya uğraşamayacağım bu teoriye göre, insaoğlu doğuştan bir device'a sahip. (Şimdi buna alet, cihaz falan demek çok tuhafıma gitti) Bu teori, efendim, çocukların nasıl hiç duymadıkları bir dili üretebildiklerini açıklarmış şu anda baktığım bir siteye göre. Kendi kafamdaki bilgileri toparlayamıyorum çünkü şu an. Benim hatırladığım şunun gibi bi cümle var, şimdi atmak gibi olmasın da: "Nasıl ki yürümek öğretilmiyor ama çocuk tarafından keşfediliyor, dil de öyle birşey" Tabii ki Chomsky'nin kurduğu cümle bire bir böyle birşey değildir, çünkü kendisi entelektüel. Benim hayatımda okuduğum kadar kitap yazmış adam.

 İşte neyse, o device bildiğiniz devicelardan değil, onun bir adı var, Language Acquisition Device ama biz ona arkadaş ortamında LAD deriz. Hayır, lan demeyiz. Şimdi bu LAD işte Chomsky'nin doğuştan sahip olduğumuza inandığı zımbırtı, dili öğrenmemize yarayan hani. Ama Chomsky tükürdüğünü yalamış ve LAD fikrinden vazgeçerek başka bir fikre yönelmiş sonra.
 Özetle; it's all in your mind. 

 Bu da bir hevesle aldığım ama yarısından sonra falan sıkıldığım bir kitabı. Sanırım 5 lira olduğu için almıştım

Galiba Mezunum

 Evet, bloğa başlamamın üzerinden aşağı yukarı yarım sene geçmesinin üzerinden yine yazmaya karar verdim. Zaten ilk yazımda bu konularda maymun iştahlı olduğumdan bahsetmiştim, tabii onları okuyan oldu mu bilmiyorum. Aslında esas sebep bu lanet bölümün beni çok uğraştırması, çok ders çalışmak zorunda kalmam, staj senin iş benim koşturmam neticesinde değil blog tutmak, kafamı kaşıyacak vakit bulamamış olmam. Finallere de girmemin üzerinden birkaç hafta geçmesiyle aylaklığın nasıl bir his olduğunu tekrar tadıyorum. Ders çalışa çalışa öyle bir makineleşmişim ki, sınavların ardından büyük bir boşluğa düştüm. Final sonuçlarını muallakta bekleme durumu da cabası, boru değil, geçersem bu beş senelik işkenceye bir son vermiş olacağım.


 Şimdi, ben bu kadar zamandan sonra neden tekrar yazma ihtiyacı duydum? Çünküüü, LYS mi ne olacakmış hani, ben tam bilmiyom da aslında yeni sınavları, işte tercih yapmak isteyen ergen kardeşlerimiz vardır, onlara faideli olmak gibi bir gayem var. Hayırlısıyla şu an için bitirdiğimi sandığım bu bölümle ilgili, hazır da konu başlığımız buyken, bir çetele tutmanın bi zararını göremiyorum ben.

  Daha önce belirttiğim üzere bu bölümün ilk 2 senesi örgün ve son iki senesi açıköğretim şeklinde. İlk iki seneyle başlayalım bakalım... Şimdi, öncelikle zaten benim zamanımda bu bölüme girebilmek için YDS'den (siz belki bilmezsiniz, ÖSS'den bi hafta sonra yapılan İngilizce sınavıydı bu) 90 net falan yapmak gerekiyodu. Bölüme girmiş olduğuma göre bu neti yapmış olmamı belirtmeye gerek duymuyorum ama bu cümleyle belirtmiş oldum. Bir bakkalcı kadar bildiğim matematikle de nasıl olduysa 12 net çıkarmayı başarmıştım. (Gülmeyin, benim için büyük başarı bu.) Benim zamanımda örgün öğretim merkezi yalnızca Eskişehir'de vardı. Zaten çocukluğumda bi kere Anadolu Üniversitesi'nin kampüsünü tv'de görmüş ve aşık olmuştum. Hakikaten kendimi orda çok mutlu hissettim, orada çok güzel iki sene geçirdim, hala da zaman zaman burnumda tüter. Daha sonra farklı şehirlere de merkez verdiler ama hala var mı bilmiyorum. Bu bölümüm iki senesini sınavda o kadar İngilizce soru cevaplamış bireyler olarak kolayca geçmek mümkün.Haftada 4 gün falan ders var onlar da iki üç saatlik. Bi speaking dersi problem olabilir eğer çekingenseniz çünkü mülakat şeklinde oluyor sınavları. Onun dışındaki dersler grammar, writing, reading falan, bildiğiniz four skills işte. Benim zamanımda ikinci senede de staj vardı, benden sonra kaldırmışlar onu şansıma tüküreyim. Neyse ilk iki senenin özeti; bu raadlığı burnunuzdan getirecekler, haberiniz ola.

  Üçüncü sınıfa geçince kursa falan gitmeyecekseniz tası tarağı toplayıp memlekete dönüyosunuz. Zaten daha bu noktada bi sudan çıkmış balık psikolojisi söz konusu, alıştığnız, çevre ve ortam yaptığınız yerden kopup zamanla bir nebze yabancılaştığınız baba evine tekrar adapte olmaya çalışıyorsunuz, giderken bıraktığınız dostları da göreceğinizi pek sanmayın. Sonra dersler öyle ki, keşke ilk iki senede yüzyüze bunları verelerdi, o geçen seneki basitleri ben kendi kendime hallederdim diyosunuz. Yardım isteyebileceğiniz, not dilenebileceğiniz kimseniz yok. Her ne kadar İngiliz ve Amerikan Edebiyatı dersinde tam ağzıma layık kitaplar vermişlerse de her nedense o kitaplar okunur, olmadı üzerine filmleri izlenir ama sınavda öyle bi soru gelir ki ters köşeye yatırır adamı. Ama o kalın "Literature, an introduction to poetry, drama, fiction and writing" kitabındaki parçalar öyle güzeldir ki kitap hala benim başucumda, arada açıp okurum. Şuraya da capsini vericem bulabilirsem.


(Kapak aynısı değil ama bunu bulabildim, muhtemelan aynı kitap)
 3. sınıf maceralarımı bitirmeden önce şunu belirtmek istiyorum, ben 3. sınıfı iki kere okumak zorunda kaldım. Geçme notu 70 idi ve benim 67, 68 gibi notlarda kalmış üç adet dersim vardı. Kimseye de halım budur diyemedim. Zaten babama da gondoldan bağırarak itiraf etmiştim, ama duymamıştı.

  4. sınıf, evet, tebrikler, artık eve adapte oldunuz. Eğer daha önce hiç inek olmadıysanız, bu sene bunu öğrenmeyeni geçirmiyorlar. Bu sınıfta çok gereksiz gibi görünen bi çok ders var. Mesela testing and evaluation. Bu ders sırf sınavlar üzerine, hangi sınav ne işe yarar, sınav hazırlanırken nelere dikkat edilmeli, sınav çeşitleri falan filan. İlginç şekilde hem bu bölümüm hem de ÖSYM'nin sınavlarının burada verilen kurallarla tutarsızlık gösterdiği bir çok nokta var. Beladır bu ders, illettir. Acquisition yani edinim yüze gülen ama sırttan bıçaklayan zalım bir derstir. Kitabı diğerlerine nazaran eğlenceli, daha kolay anlaşılır ve çizimli ise de sınavda bu dersten çıkan sorular boy boydur. Morphology falan var, daha fazla uzatmıycam. Bu senenin en önemli özelliği staj ve THU olması. Stak için plan yazmak başlı başına bir eziyettir, umarım bu bölümdeyseniz benim rastladığım gibi iyi bir okutmana ve staj öğretmenine rastlarsınız. Reytingime göre daha sonra yazdığım plan örneklerini falan da paylaşabilirim belki.

19 Kasım 2010 Cuma

İÖLP galerisi

 Bu sitenin bana o kadar faydası dokundu ki, gizlice reklamını yapmak istyorum. Her ne kadar ilk iki sene ihtiyaç duymadıysam da üçüncü ve şu an yani dördüncü senemde gerçekten çok faydasını gördüm ve görüyorum. Kafama takılan her türlü soruya cevap veriyorlar ve ders notları ve özetleri açısından da oldukça zengin. (içeriklerden yararlanabilmek için üye olmanız gerekiyor.) http://www.iolpgalerisi.com/

Wikipedia'nın tanımadığı adam, Jeremy Harmer

 Size bundan daha fazlasını verebilmeyi umuyordum, ama maalesef sadece şunları söyleyebileceğim; kendisi metodoloji üzerine benim bildiğim ve şimdiye kadar kullandığım iki adet kitap yazmıştır. Bizim bölümün öğrencilerinden yediği küfürü, afedersiniz seviyeyi düşürdüm ama, kimselerden yememiştir ve hatta bununla ilgili bir Facebook grubu dahi açılmıştı. Wikipedia'da aratıp daha fazla bilgi toplamaya çalıştım ama Wikipedia kendisini tanımıyormuş. Bir de kendisi Ahmet Hakan'ın yaşlanmış halidir görüntü itibariyle. Bunu söylemeden edemedim, capsli:



Bunlar da kitapları. "How to teach English"i 2. sınıfta kullanmıştık, staja falan gidiyorduk ve kitaptan yararlanmamız gerekiyordu, diğer ders kitaplarıyla karşılaştırınca en sıkıcısıydı maalesef ve açıkçası hiçbir zaman severek isteyerek okumadım. Ama "Practice of English Teaching" biraz daha ilgi çekici bir kitap, iki senedir de kullanıyoruz. Geçen sene Methodology, bu sene ise Skills dersi için. İşte bu kitaplar da onlar:

Açılış Merasimi

 Daha önce de heves edip bir adet blog açmış ve birdaha pek de ilgilenmemiş bir şahıs olarak ikincisini açıp belki ilgilenmeye karar verdim. Aslında bunu açmak ders çalışırken aklıma geldi. Sanırım biraz geriye sarıp oradan başlamam gerekiyor.
 Ben 22 yaşında bir İÖLP öğrencisiyim. İÖLP, İngilizce Öğretmenliği Lisans Programı demek. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi'ne bağlı, maalaesef. Maalesef diyorum çünkü "açıköğretim" kavramı artık hepimizin kafasında kalıplaşmış bir kavram. Bahsettiğim bölüm ilk iki senesi örgün, son iki senesi ise uzaktan eğitime dayalı bir sistemle çalışıyor. Ama ben derim ki, kim ki o dil bölümü okuyan bir liselidir, o kişi bu bölümü seçmeye. Gerçekten. Aramızda çıkıp da "oh çok süper yav bu bölüm herkeşler gelsin" diyen biri olacağını sanmıyorum; ağır şartları var. Bu konuda sorunuz veya sorununuz olursa burdan bana ulaşabilirsiniz, ama yine söylüyorum, bölümde şu an için 5. senesi olan biri olarak; tekrar düşünün.
 Biraz da bu bloğu açma sebebimden bahsedeyim. Geçen sene ücretli öğretmenlik yaptım eğitimime devam ederken, bu sene de stajyer öğretmenlik yapacağım. İnternette bulduğum İngilizce öğretim materyelleri açıkçası beni pek tatmin etmiyor. Ha bir de öğretirken öğrenmek olayına yürekten inanırım. Dolayısıyla burda bulduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşır, hem ihtiyacı olanlara yardım etmiş, hem de öğrendiklerimi pekiştirmiş olurum. Velhasılkelam, konu İngilizce Öğretimi. Hem ne bileyim belki bu blog bana bi referans olur, olur mu ki?